ANTALYA’DA KÜLTÜR SANATIN GELİŞİMİ Hazırlayan : Ahmet Tüzün

 

Ahmet Tüzün'ün Antalya Kent Müzesi için hazırlamış  olduğu "Antalya'da Kültür Sanatın Gelişimi" başlıklı rapordan bir bölümdür. 

ANTALYA’DA KÜLTÜR SANATIN GELİŞİMİ

 

Hazırlayan : Ahmet Tüzün

...

5. Antalya’da Kültür Sanatın Geleceği

 

Yeni bir çağa girmemizle birlikte insanlık yeni sorularla da karşı karşıya kalmıştır. Duygunun ve inceliğin dile getirilme olanaklarından biri olan sanatın konumu ne olacaktır? Sınırların kalktığı, iletişim ve bilişimin üst düzeyde olduğu bir dönemde sanat artık geçerli bir işleve sahip midir? Dünyanın neresinde olursak olalım sanata yaklaşırken, bu sorunun sorulması gerekiyor. Sanat bir gereksinim midir, tüketilecek bir nesne midir ya da sadece sanatçının kendini ifade etme biçimi midir? Bana kalırsa, günümüzde sanat bunların hepsini içermektedir. Sanatçının yarattığı bir üründür. Ama aynı zamanda bizim tarafımızdan tüketilmeyi beklemektedir.

 

Sanatın konumunun böyle yoğun sorgulandığı bir dönemde ülkemizde ve özelde de kentimizde sanatın gelişimi dünyadaki konumundan ayrı düşünülemez.

 

1923’de kurulan ve 2023’de yüzüncü yılını kutlayacak olan cumhuriyetimizin kültür ve sanat alanında geçirdiği evrimler küçümsenecek boyutta değildir. Aydınlanma projesinin en önemli unsurlarından olan kültür ve sanatın, bu kadar kısa süre içerisinde istediğimiz boyuta gelmesi tabii ki mümkün değildir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra yaşadığımız toplumsal sıkıntılar, demokrasinin zaman zaman kısıtlanması tabii ki bu alanda da bir takım zorluklara yol açmıştır. Sanatçıların üzerinde baskı kurulması, yapıtlarının yasaklanması ve en önemlisi de kültür sanatın ögelerinin büyük oranda günlük yaşamdan çıkarılması eleştirebileceğimiz noktalardan bazılarıdır. Ancak, bugün sınırların kalktığı, bilgiye rahatça ulaşılabildiği bir çağda yaşıyoruz. Bir anlamda gelinen bu nokta kültür sanat alanında da yeni açılımları beraberinde getirmiş, sanatçıların, düşünürlerin hareket alanının genişlemesine neden olmuştur. Baskıcı, kültür sanatın gelişmesini engelleyen davranışlar hemen başkaları tarafından yargılanıp bir muhalefet olanağı yaratılmaktadır. Sanatçılar ve düşün adamları şimdi daha özgür çalışabilmektedir. Genç cumhuriyetin en önemli şanslarından birinin bu olduğunu düşünüyorum. Gelişmeleri doğru saptayan bir devlet, bu gelişmelerin ışığında oluşturulan kültür sanat politikaları bizi, cumhuriyetin de en büyük amacı olan “ uygar ülke” konumuna taşıyacaktır. Aslında, gelişmelere sırt çevirmenin ve bu bilgi trafiğinden uzak durmanın pek de olanağı yok.

 

Bu değerlendirme, kültür ve sanatın “genel coğrafyasıyla” ilgilidir. Diğer taraftan sanatın kendi içindeki sorunlarını düşünmemiz gerekiyor.:

 

a) Sanatçıların ürettiklerinin çok çabuk dolaşıma çıkmasıyla iyi yapıt – kötü yapıt kavramının ortadan kalkma tehlikesi

b) Artık bir meta ürünü olan sanat yapıtının içeriği ile değil, pazarlama mekanizmasıyla sunulması ve bu nedenle sanatsal niteliğinin çok da yoğun tartışılamaması

c) Üretilen sanat yapıtının çok farklı yollardan tüketiciye ulaşması nedeniyle telif haklarının iyi takip edilmemesi

d) Ortaya koydukları ürünlerden hemen haberdar olmaları nedeniyle sanatçılar arasında aynı sanat anlayışının tekrarı

e) Devletin artık sanattan elini çekmesi ve sanatçının yaratabilmesi, yarattıklarını sunabilmesi için bir mali destekçiye, sponsora ihtiyacı olması

Yukarıda saydığım bu beş noktayı şüphesiz daha da genişletebiliriz.

Dünyada ve ülkemizdeki gelişmeler tabii ki dar kapsamda kentimizin kültür ve sanat yaşamına da yansıyor.

 

Antalya’da kültür ve sanatın gelişimini iyi anlayabilmek için 1990’lı yılların başlarına gitmek gerekiyor. 1980’li yıllarda Antalya “ nitelikli göç” almaya başladı. Üst düzey bürokratlar, orta düzey memur kesimi emeklilik sonrası yeni bir yaşama başlamak için bu kenti seçtiler. Büyük şehirlerden gelen ve sanatı tüketme alışkanlığı olan bu insanlar Antalya’da boşluk hissettiler. Diğer taraftan, 1990’lı yılların başında kurulan Kaleiçi Sanatevi’nde daha önce birbirini hiç görmeyen Antalyalı sanatçılar görüş alışverişinde bulundular. Daha önemlisi Antalya’da bir şeyler yapabilecekleri inancını oluşturdular. Antalya’ya yerleşen kesimle Antalyalı sanatçılar bir noktada kesiştiler ve kentte büyük bir ivme yarattılar. 1990 – 2000 arasındaki on yıllık süreçte çok önemli işler yapıldı. : Antalya sanatçılar Derneği, daha sonra senfoniye dönüştürülen oda orkestrası, Antalya Sanat Derneği, Devlet Tiyatrosu, Antalya Opera ve Balesi, Antalya Kültür Merkezi, Ozan Orkun Sanat Galerisi, Antalya Belediye Tiyatrosu’nun yan kuruluşu olarak çalışan Tiyatro Atölyesi kentimize kazandırılan sanatsal kurumlardı.

 

Bugün çağdaş kentlerde kültür sanatın sunum olanakları üç noktadan oluşmaktadır.

a) Devletin Kurumları

b) Yerel Yönetimin kurumları ve sağladığı olanaklar

c) Sanatçı örgütlenmeleri

Bu ayrışma kentimiz için de geçerlidir. Ancak, ayrışmada yer alan kurumlar kültürel ve sanatsal gelişmeleri takip etmekten uzaktırlar. Günümüzde sunum merkezleri olan mekânlar aynı zamanda etkinliğe gelen kişilerin sadece o etkinliği seyredip gittikleri yerler değildir artık. Tiyatroya geliyorsanız, size sunulan olanaklarla tiyatro yapma olanağına kavuşabiliyorsunuz. Bir anlamda sunum merkezleri insanların rahatça girip çıkabildiği ve kendilerini ifade edebildiği yerlerdir. Böyle bir anlayışın AKM’de ya da yeni yapılan Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde oluşturulduğunu söyleyebilir miyiz?

 

Devlerin kültür sanat alanından belirleyici merkez olarak elini çekmesi ve sanatı rahat bırakması günümüzde arzu edilen bir adımdır. Peki bunun yerini ne almaktadır. Yerel yönetimlerim işlevi de burada ortaya çıkmaktadır. Günümüzde sanatın ve sanatçının özgürce çalışma ortamı bulmasında yerel yönetimlere önemli görevler düşmektedir. Antalya’yla kardeş şehir ilişkileri olan Nürnberg Belediyesi Belediye Başkanı Dr. Mally’nin söyledikleri önemlidir. : “Bir kentin yönetimi sadece Belediye Başkanına bırakılamaz. O kentte yaşayan insanların kent yaşamına katılmaları, demokratik bir yaşam biçimin vazgeçilmezidir. Bunu yaparken sanatçılara önemli görevler düşmektedir. Bu görevleri yerine getirmeleri için de Belediyeler sanatçılarına ve sanatçı örgütlenmelerine olanaklar tanımalıdır. Dr. Mally’nin ifade ettikleri bugün sanatın var olma gerekçesini ve yaratma olanaklarının nerede olduğunu yansıtmaktadır. Yerel yönetim – Sanatçı – Sanatçı Örgütlenmeleri birlikteliği kent bilincinin oluşmasında önemli işlevler yüklenmektedir. Bir de Antalya’ya bakalım. Yerel yönetimin bünyesinde bulunan Kültürel İşler Daire Başkanlığı sanatçının yerel yönetimle, yerel yönetimin sanatçıyla buluşma olanağı bulduğu yer olması gerekirken hantal ve bürokratik yapıya sahiptir. Sanatçılar tarafından projelerin sunulduğu, kentle ilgili kültürel ve sanatsal sorunların tartışıldığı bir Kültürel İşler Daire Başkanlığı’nı daha uzun süre bekleyeceğiz galiba. Yerel Yönetimler, kentin görünümünün ancak sanatçıların katılımıyla düzelebileceğini daha farklı yaşam biçimlerinin oluşabileceğini anlamak zorundadırlar.

Yoksa, Antalya Kültür Merkezi, Haşim İşcan Kültür Merkezi ve kentimizde kültür sanat adı altında yapılan etkinlikler bu kentin gelişimine hiçbir katkıda bulunmadan sürüp gidecektir. 

 

...

tarafından 15/07/2018)
sistem genelinde kütüphane haberleri.
Welcome to Koha...
Hesabınız ile oturum açın:

Bu yazılım Devinim Yazılım Eğitim Danışmanlık tarafından geliştirilip, kurulmuştur.
MARC21 Uluslararası kayıt normlarına uygundur.